Kardeşler Arası Kıskançlık Ve Çözüm Yolları

Kardeşler arasında rekabet ve kıskançlık sanıldığı kadar kötü ve olumsuz bir duygu değildir. Kıskançlık genellikle, büyük çocuktan küçüğe doğru yöneltilmiş, baş etmesi zor bir duygudur.

Eve yeni bir kardeş geldiğinde her çocuk anne ve babanın sevgisini sorgular. Eskisi kadar sevildiğinden emin olmak ister. Yeni gelenin onu tahtından indireceğinden korkar.

Anne babanın ve aile büyüklerinin sözleri ve tutumları ondaki bu korkuyu körükler veya en aza indirir.

Çocuğunuz eve yeni gelen hakkında çelişkili duygular içindeyken ona yapacağınız; “Benim oğlum/kızım kardeşini seviyor. Benim oğlum/kızım kardeşini kıskanmaz. Bir kardeşin olduğu için çok şanslısın. Sen artık büyüdün, abi/abla oldun…” türünden telkinler, hisleriyle örtüşmediği için kuşkularını artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Yeni geleni kıskanan bir çocuk, büyüklerin “İyi çocuklar kardeşini kıskanmaz.” telkinleri karşısında suçluluk duyacak, kendisini kötü hissedecektir.

Kardeş kıskançlığı, insanın yaratılışında var olan ve sanıldığı kadar kötü olmayan, aksine çocuğa duygularını kontrol etmeyi, paylaşmayı, uzlaşmayı, iş birliğini, empatiyi ve sosyalleşmeyi öğreten faydalı bir duygudur. Çok çocuklu ailelerde yetişen çocuklar daha çabuk sosyalleşir; kurallara uymada, arkadaş edinmede ve oyun kurmada zorluk çekmezler.

Ailenin tek çocuğu; kardeş kıskançlığı yaşamadığı, aile büyükleri tarafından şımartıldığı ve her isteği yerine getirildiği için zihinsel ve duygusal olarak olgunlaşamaz. Arkadaş edinmede, oyun kurmada, oyunun kurallarına uymada sıkıntı yaşar; paylaşmayı, uzlaşmayı ve empatiyi zor öğrenir.

Aslında kötü duygu yoktur. Kardeş kıskançlığında ve rekabetinde olduğu gibi; kötü duygu olarak isimlendirdiğimiz duyguların da insanı olgunlaştıran, tecrübe kazandıran ve güçlendiren bir işlevi vardır. İnancımıza göre kötü duyguların temsilcisi ve savunucusu şeytandır. Eğer şeytanın bize empoze ettiği ve işlememiz için sevimli gösterdiği, bunları işlemekte haklı olduğumuzu telkin ettiği, kendimize ve başkasına zarar verecek olumsuz duyguları aklımızla ve vicdanımızla baskı altında tutar, doğruya yönlendirirsek ruhsal ve zihinsel olarak güçlenir, zor işleri başarma yeteneği kazanırız. Kıskançlık, az veya çok her insanda vardır.

Komşu komşuyu, arkadaş arkadaşı, kaynana gelini kıskanır. Kötü olan kıskançlık değil, kıskançlık duygusunu yönetememektir. Kıskançlığı, iyi ve doğru işler yapan başarılı insanlara özenme ve onlara benzemeye çalışma şeklinde yönlendirdiğimizde, kendimize ve kıskandığımız insana zarar vermemiş, kazançlı çıkmış oluruz.

Çocuktan, eve yeni gelen bebeği sevmesini, kabul etmesini ve kıskanmamasını istemek demek, çocuk gelişiminden ve psikolojisinden habersiz olmak demektir.

Çocuk beş yaşına kadar benmerkezci bir kişiliğe sahiptir. Kendisini dünyanın merkezinde görür. Herkes ve her şey ona hizmet etmek için vardır. Her şeye “Benim!” diye tutturur, oyuncaklarını başka bir çocukla paylaşmak istemez. Kendi oyuncağını vermediği gibi, onun elindeki oyuncağı da almak, sahiplenmek ister.

Üç yaşındaki bir çocuk, beş kardeşi de olsa “bizim annemiz, bizim babamız” demez; “benim annem, benim babam” der. Kendisi varken, anne babanın ikinci bir çocuğu neden istediğini anlayamaz.

Çocuk sevgiyi de sahiplenmek olarak anlar. Yeni geleni kabullenmek demek, sahip olduğu anne ve baba sevgisini onunla paylaşmak demektir. Bu ise o yaştaki çocuk için acı vericidir.

Eve yeni bir kardeş geleceği zaman, çocuğun buna önceden alıştırılması gerekir.

Anne periyodik kontrollere giderken ve doğuma hazırlık yaparken çocuğu da yanında götürmeli, ona kontroller hakkında bilgi vermeli, doğum için alışveriş yaparken fikrini sormalı, yardımını istemelidir. Bu yaklaşım çocuğa “biz bir aileyiz” mesajı verecektir.

Asıl kıskançlık belirtileri, bebek eve geldikten sonra başlar. Aile büyükleri, akrabalar ve ziyarete gelen komşular bebekle ilgilenecek, anne babayı tebrik edecek, bebeğe methiyeler düzecek, bu arada köşede olup bitenleri izleyen çocuğa da laf atacak; “Ne güzel kardeşin var; onu seviyorsun değil mi?” diye soracaklar.

Anne ve baba bebeğin beslenmesi, temizliği ve bakımı ile ilgilendikçe, doğal olarak, büyük çocuğa eskisine göre daha az zaman ayıracaktır. Bu değişiklik çocuğu huzursuz edecek ve kızdıracaktır.

Bebeğe yönelik gibi görünen kızgınlık aslında anne babaya karşı duyduğu kızgınlıktır.

Çünkü anne baba eskiden tamamı kendisine ait olan zamanın büyük bir kısmını yeni gelene ayırmaktadır.

Çocuk sadece zamanın değil sevginin de büyük bir kısmının yeni gelene ayrıldığını düşünür. Bu düşüncenin etkisi altında tahtından indirilmiş kral gibi kendini değersiz ve güvensiz hisseder.

Kardeşler arası yaş farkı ne kadar az olursa kıskançlığın ve rekabetin derecesi o kadar fazla olur.

Buna, anne baba ve aile büyüklerinin kıskançlık psikolojisi ve bunu tetikleyen mekanizmalar hakkında bilgi sahibi olmayışları da eklenince kıskançlık tehlikeli ve marazi bir hal alır.

Bazı aileler kıskançlık duygusunu gidermek için bebeği sevmediklerini, ilk çocuğu daha çok sevdiklerini söyleyerek kıskançlık duygusunu gidermeye çalışır.

Çocuk bu sözlerin kendisini idare etmek için söylendiğini fark eder ve aile büyüklerine karşı güveni zayıflar.

İlk çocuğun kız olduğu ailelerde cinsiyet ayrımı yapılması, annenin ikinci seferinde erkek çocuğa hamile kalmasını beklemeleri, ikinci çocuğun erkek olduğunu öğrendiklerinde sevinmeleri, ilk çocuğun bu ayırımcılığa şahit oluşu da kıskançlığı körükleyen etkili bir faktördür.

Anne Babalara ve Aile Büyüklerine Tavsiyeler


– Anne babalar öncelikle kardeş kıskançlığının ve rekabetin sanıldığı kadar zararlı bir duygu olmadığını kabul etmeleri gerekir. Kardeş kıskançlığı ve rekabet duygusu çocuğa; kardeşinden veya kardeşlerinden daha uyumlu, daha çalışkan ve daha saygılı davranarak anne babanın sevgisini ve takdirini kazanma, başkalarının duygularını ve haklarını önemseme, empati yapma, paylaşma, sabretme, iş birliği yapma ve anlaşmazlıkları çözme gibi değerli sosyal beceriler kazandırır. Her isteği yerine getirilen, hazıra alıştırılan, şımartılan ailenin tek çocuğu, saydığımız bu becerileri elde etmede zorluklar ve sıkıntılar yaşar.
– Kardeşi doğmadan önce çocuğa, kıskançlık duygularını tahrik etmeden, anlayabileceği bir dille, aileye yeni bir üyenin geleceği, evdeki ortamın her zamankinden daha hareketli ve farklı olacağı, eve sık misafir gelip gideceği, küçük bebeğin ihtiyaçları olduğu için annenin hem yorgun olacağı hem de bebekle daha çok vakit geçirmek zorunda kalacağı, ancak zamanla her şeyin tekrar yoluna gireceği anlatılmalıdır. Bu ön bilgiler çocuğun psikolojik olarak bebeği kabullenmesini sağlayacak, ancak ileri aşamalarda ortaya çıkacak olan kıskançlık duygusunu gidermeye yetmeyecektir.
– Bebekle ilgili işlerde çocuğu da olayın içine katmak iyi sonuçlar vermektedir. Bebeğe isim seçmede, odasını düzenlemede, uyutmada, oyuncak ve elbise seçiminde çocuktan yardım istenmeli, yardım ve iş birliği duygusu güçlendirilmelidir.
– Anne, bebeğe, altını temizleme, soyundurma-giyindirme, emzirme, banyo yaptırma ve uyutma gibi hizmetler verirken, çocuğun bir kenarda küskün ve kızgın bakışlarla izleme yaptığını fark edecektir. Böyle durumlarda yanına çağırıp bir öpücük vererek, başını okşayarak şu açıklamayı yapabilir: “Kardeşinin altını temizlemek, emzirmek, kirlenen çamaşırlarını değiştirmek ve uykuya yatırmak zorundayım; çünkü o bunları kendi başına yapamayacak kadar küçük. Sen de onun gibi bebek iken bunları yapamıyordun ve ben annen olarak kardeşine yardım ettiğim gibi sana da yardım ediyordum. Şu anda kardeşine yardım etmem, ona zaman ayırmam seni sevmediğim anlamına gelmiyor. İkiniz de benim çocuğumsunuz, ikinizi de çok seviyorum. Beni anlıyorsun, değil mi?” Çocuğu adam yerine koyup bu tür açıklamalar yapmak aklındaki kuşkuları ve korkuları bir nebze olsun giderecektir. Bebeklik resimlerini göstermek, bebekliğinde ne kadar sevimli olduğunu anlatmak; onun da küçüklüğünde sevildiğini, korunduğunu ve aynı yardımları aldığını hatırlatacak ve kendisini iyi hissetmesini sağlayacaktır. Kıskançlık duygusu hoşgörü ile karşılandığında, “Ben de senin yaşında iken kardeşimi kıskanmıştım.” dediğinde çocuk şaşırır; çok komik bir şey duymuş gibi kahkaha ile güler, rahatlar, suçluluk duygusundan kurtulur.
– Anne, bebekle meşgul olurken, babanın ve aile büyüklerinin iş birliği yaparak diğer çocuklarla ilgilenmesi hem annenin yükünü hafifletir hem de çocuklar kendilerini ihmal edilmiş hissetmezler.
– Çocuğun kıskançlık duygularını yatıştırmaya söz dili yetmez. Davranışların da buna eşlik etmesi gerekir. Kardeşi gelmeden önce gerçekleşmekte olan oyun parkına gitme, yatmadan önce masal ve hikaye okuma, dışarıda yemek yeme, piknik yapma gibi etkinlikler birden bire son bulacak olursa; “Kardeşin oldu diye hiç üzülme, seni eskisinden daha çok seviyoruz.” sözleri bir işe yaramayacağı gibi kuşku uyandıracak, çocuğun anne babaya olan güvenini zayıflatacaktır.
– Çocukların duyguları saf olduğu için doğal olmayan, idare etmek için söylenmiş sözleri ve davranışları fark ederler. Bebeğe aşırı sevgi gösterirken, kıskanmasın diye birden bire aceleyle çocuğa yönelip aynı sevgiyi ona göstermeye çalışmak doğru değildir. Çocuk kendisine gösterilen sevginin yapay ve zoraki olduğunu hissedecektir.
– Kıskançlığı önlemek için bebeği kötüleyen “Ne kadar yaramaz bir bebek, sürekli ağlıyor, altı kirleniyor, beni yoruyor.” ve benzeri yapmacık sözler inandırıcı olmaz. Aksine çocuk kandırıldığını hisseder ve anne babaya olan güveni zayıflar. Aşırı hoşgörü göstermek, her isteğini yerine getirmek, önceden yapmasına izin verilmeyen davranışlarına ses çıkarmamak durumu daha da kötüleştirebilir.
– Bebek yüzünden büyük çocuğa ayrılan zamanda ve hizmette azalma olduğu bir gerçek. Ancak bunu sık dile getirmek, bütün suç bebekteymiş kanaati uyandırır ve kıskançlığı azdırabilir. “Şimdi seninle oynayamam, bebeğin altını temizlemem gerekiyor. Parka gidemeyiz, bebek hasta. Sessiz ol lütfen, bebek uyuyor.” Bu sözler kıskanan çocuğun rekabet duygularını alevler. “Bu evde bebekten başka şey konuşulmuyor. Bebek yüzünden eğlenceli bir şey yapamaz olduk. Onu hiç sevmiyorum. Keşke geri götürebilsek ne kadar iyi olurdu…” gibi düşüncelere ve hayallere kapılacaktır.
– Yeni doğana sürekli “bebek” demek yerine adını kullanmak daha doğru olacaktır. Adı söylenmediğinde çocuk yeni geleni bir canlı varlık olarak değil de bir nesne gibi algılayabilir; kıskançlığın da etkisiyle ona sıcak ve yakın duygular hissetmeyebilir.
– Misafirler, akrabalar ve aile büyükleri çoğu zaman farkında olmadan bebekle ilgilenip büyüğü görmezden gelme eğilimindedir. Çocuk psikolojisi bilmeyen kimi yetişkinler çocuğa şaka yollu, kıskançlığı körükleyici, “Kardeşin gelince senin pabucun dama atıldı.” gibi sözler sarf ederler. Anne baba bunu fark ettiğinde onları uyarmalı, büyüğe de ilgi göstermelerini istemelidir.
– “Kardeşinden uzak dur, canını acıtıyorsun!” ya da “Gürültü yapma kardeşin uyuyor!” gibi sözler sarf etmek, zarar verecek endişesi ile çocuğu bebekten uzak tutmaya çalışmak kıskançlığı körükleyeceği gibi; bebeğe kinlenmesine yol açacak, canını acıtmak ve zarar vermek için fırsat kollayacaktır. Üç-beş yaş arası çocuklar, kıskançlığın da etkisiyle, bebeğe verecekleri zararın sonuçlarını düşünemez; bebeğin ölümüyle sonuçlanacak tehlikeli girişimlerde bulunabilirler.
– Anne baba çocuğun bebeğe zarar vereceğini hissettiği zaman, uzaklaştırmak yerine hissettirmeden uzaktan izleme yapmalı, zarar verici bir girişimde bulunduğu zaman müdahale etmeli, kardeşine vereceği zararın sonuçlarını açıklamalı, zarar vermesine göz yumulmayacağını kesin bir dille anlatmalıdır.
– Çocuğun bebeğe yönelik eleştiri ve kıskançlık ifade eden sözlerini kınamak ve reddetmek yerine duygularını dile getirmesine izin vermek ve sakince dinlemek, çocuğun suçluluk duymasını ve kendisini kötü hissetmesini önleyecektir.
– Kardeşler arası kıskançlığı ve rekabeti tahrik eden davranışlardan biri de onları birbiriyle kıyaslamaktır. “Sen neden bu kadar yaramazsın? Kardeşin hiç beni üzüyor mu? Neden bu kadar sorumsuzsun? Hatırlatmaya gerek kalmadan kardeşin gibi ders çalışsan ve ödevlerini yapsan olmaz mı?” gibi kıyaslayıcı, birini yüceltirken diğerini küçük düşüren söz ve davranışlardan kaçınmak gerekir.
– Yukarıda sözünü ettiğimiz gibi, çocuklar okul çağına kadar ben merkezci bir kişiliğe sahip oldukları için mülkiyet duyguları çok güçlüdür, paylaşmayı sevmezler. Büyüğe sormadan ve onayını almadan oyuncakları ve küçülen elbiseleri kardeşine verilmemeli. Kendi isteğiyle vermesi beklenmeli. Kendine ait sevdiği bir şeyin, izni alınmadan kardeşine verilmesi çocuğu üzebilir ve kıskançlığını arttırabilir.
– Bebeğin gelişini takip eden günlerde anaokulu çağına gelmiş çocuğu, onayı alınmadan, anaokuluna göndermek doğru değildir. Çocuk bunu evden uzaklaştırma olarak algılayacak, okula gitmeyi ret edecektir.
– Kimi aileler kardeş kıskançlığını ve rekabetini önlemek için eşit davranılması gerektiğini düşünür. Ayrım yapmamak için özellikle ikiz çocuklara aynı elbiseleri ve aynı ayakkabıları giydirir, aynı oyuncakları satın alırlar. Bu tarz düşünce ideal gibi görünse de gerçekte çocukların kişiliğini ve tercihini göz ardı etmektedir. Her çocuk kişilik olarak kendine özeldir. Kardeş de olsalar huyları, zevkleri, tercihleri, yetenekleri farklıdır. Anne baba eşit davrandığını zannederken, aslında çocuk adına karar vermekte, çocuğa seçme hakkı tanımamaktadır.

Sonuç olarak, anne babalar ve aile büyükleri kardeş kıskançlığının normal bir duygu olduğunu kabul etmelidir.

Bu ön kabulden sonra anne babanın işi kolaydır. Çocuğun yeni gelen kardeşe karşı söz ve davranışlarıyla kıskançlık göstermesini normal karşılayacak, kıskançlığı körükleyen tutum ve davranışlarda bulunmayacaktır.
Çocuk zamanla yeni geleni kabullenecek; kıskançlık duygularıyla baş etmeyi, paylaşmayı ve yardımlaşmayı öğrenecektir.

 Pedagog Ali Çankırılı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir