Ailelerde yetersizlik duygusu ile başa çıkma!

Şüphesiz her kadının, anne olmayla ilgili bazı temel içgüdüleri vardır. Bunlar sayesinde anne, doğal olarak, hamilelik sürecinin üstesinden gelme ve doğumdan sonra yavrusuna gerektiği gibi bakma becerisine sahiptir. Ancak bir yandan dünyaya bir çocuk getirecek olmanın heyecanı, bir yandan hamilelikte yaşanan hormonal değişiklikler ve fizyolojik güçlükler, diğer yandan ise gelecekle ilgili kaygılar ve modern yaşamın neden olduğu “en iyi olma baskısı” kadının doğal becerilerini baltalayabilmektedir. Bu nedenle birçok kadının, hamilelikle birlikte başlayan ve anneliğin ilk ayları boyunca devam eden yetersizlik duyguları yaşadıkları bilinmektedir. Bu durum bazen daha da uzun sürmekte ve bunlara “Doğum Sonrası Hüznü” ve “Doğum Sonrası Depresyonu” gibi duygusal rahatsızlıklar eşlik etmektedir.
Doğum sonrası hüznü veya depresyonu yaşayan annelerin önemli bir kısmının, bebeklerine gerektiği gibi bakmakla ilgili yetersizlik duyguları ve kendi bireysel hayatlarının artık sona erdiğine dair depresif düşünceler yaşadıkları bilinmektedir.
Yetersizlik Duygusunu Daha Çok Kimler Yaşıyor?
Özellikle ilk bebeğini dünyaya getiren annelerde; bireysel yaşamın artık eskisi gibi olmayacağı korkuları, eş ile ilişkinin birçok açıdan olumsuz yönde değişeceği beklentileri ve bebekle ilgili kaygılar zorlayıcı olabilmektedir. Buna ek olarak kendini anne olmaya tam anlamıyla hazır hissetmeyen, bir bebekle baş edebilecek becerileri kendinde göremeyen ve çok kaygılı olan anne adayları yetersizlik duygusunu daha çok yaşamaktadır.
Hamilelik öncesinde yaşanan çeşitli suçluluk duyguları (hamile olduğunu öğrenmeden önce içtiği bir ilaç, aldığı bir kadeh alkol veya maruz kaldığı stres durumları nedeniyle) da, anne adayının yeterli ve iyi anne olamayacağı inancını besleyebilmektedir. Ayrıca; kendileriyle ilgili gerçekçi olmayan beklentilere sahip olan, annelik konusunda yüksek standartları olan kadınlar için anne olduklarında yetersizlik duygusu kaçınılmazdır.
Sütü gelmeyen veya sütü yetersiz olan anneler de, yetersizlik duygusunu daha fazla yaşamaktadır. Sezaryenle doğum yapan ve doğum sonrasında fiziksel sıkıntılar yaşayan anneler, yine daha fazla yetersizlik hissetmekte ve olumsuz duygu durum içinde olabilmektedirler.
İnsanlar kendi içlerinde olanı bazen diğerlerinin dıştan nasıl göründüğü ile karşılaştırırlar. Kendimiz mutsuzken başkalarına bakar ve onları mutlu, başarılı, etkin, yetkin ve iyi görürüz. Bu nedenle yeni anne, kendini diğer insanlardan daha yetersiz hissedebilir. Ona göre etrafındaki herkes hayatına normal bir şekilde devam ederken kendi hayatı alt üst olmuştur. Bu durum kendisini daha da mutsuz, zayıf, başarısız ve yetersiz hissetmesize neden olacaktır.
Yetersizlik Duygusunda Çevrenin Etkisi
Hamilelik ve doğumdan hemen sonra annenin birçok açıdan desteğe ihtiyacı olacaktır. Bebeğin tutulması, beslenmesi, uyutulması, yıkanması gibi konularda tecrübeli ve güvenebileceği birinden yardım alması; annenin güven ve yeterlilik duygusu hissetmesine yardımcı olur. Özellikle ilk bebeğini dünyaya getiren birçok anne, yeni doğan bebekle ilgili becerilerinin yetersiz olduğunu düşünmektedir. Yakınlarından aldığı destek ile annenin bu düşüncesinin, “yapabiliyorum” ve “yeterlilik” duygusuna dönüşmesi beklenmektedir.
Anneye beceremezsin mesajları verilmesi, bebek doğduktan sonra tecrübesiz annenin beceri ve davranışlarının eleştirilmesi veya beğenilmemesi de, yetersizlik duygusunu arttıracaktır.
Çevre desteğinde en büyük görev eşe düşmektedir. Kendisi de baba olmanın karmaşasını yaşıyor olsa da, eşine elinden geldiğince destek olmalıdır.
Yetersizlik Duygusu Yaşayanlar Neler Yapmalı?
Annenin uzun süre üzerinden atamadığı yetersizlik duygusuyla baş etmek için psikolojik yardım alması çok yararlı olacaktır. Psikolojik yardım sürecinde öncelikle annenin kendisiyle ilgili gerçekçi beklentiler oluşturması sağlanmaya çalışılır. O da bir insandır; yalnız kalma, kafa dinleme, arkadaşlarıyla olma, eğlenme gibi bireysel ihtiyaçları vardır ve bu ihtiyaçlar karşılanmalıdır. Bu bakış açısını kazanamayan anne, yetersizlik duygusundan da kurtulamayacaktır.
Yeni doğan bebeğini günde bir saat bile bırakamayan, başkasına güvenemeyen, bebeğine bağımlı anneler için risk fazladır. Yaşadığı yetersizlik duygusundan kurtulmak için; sosyal yaşama olabildiğince çabuk karışmak, günde hiç değilse birkaç saati bebeğinden ayrı geçirmek, bebekten önceki yaşamına ait bazı alanları koruyabilmek, kendini iyi hissettiği aktiviteleri ve ilişkileri sürdürebilmek gereklidir. Sağlıksız biçimde bebeğine bağımlı olmak, yeterlik duygusunu artıran değil tam tersi baltalayan bir durumdur.
Yeni annenin kendi annesiyle olan ilişkisi ve çocukluğunda karşılanmamış olan duygusal ihtiyaçları, bazen bebeğiyle sağlıklı ilişki kurmasına ve doğru bağlanmasına engel olabilir. Böyle bir durumda da psikolojik yardım çok yönlü yarar sağlar.
Eş ve yakın çevreden aldığı “onay” annenin yeterlik duygusunu çok etkilemektedir. Bu nedenle zaman zaman yapılan çift ve aile görüşmeleri, annenin ihtiyaç duyduğu onayın çevresindekiler tarafından fark edilmesini sağlayacaktır. İyi niyetle de olsun genç anneye “bebeği öyle değil böyle tut”, “aman çocuğu düşüreceksin”, “çocuğu üşüteceksin” gibi eleştirel geri bildirimler verilmesi yanlıştır. Bu eleştirilere maruz kalan anneye de, böyle durumlarda karşısındakini durdurma becerisi ve olumsuz duygularını bu kişilere doğru biçimde ifade etme becerisi kazandırılmaya çalışılır.
Ayrıca, annenin bebekli yaşamı doğru biçimde planlaması ve kontrolü eline alması, yaşadığı yetersizlikten kurtulması için çok işe yarayacaktır. Haftalık program yaparak; amaçlarına uygun, yapabileceği adımlar belirleyebilecek ve hızını bu adımlara uygun olarak ayarlayabilecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir